“mIRC Şiir” Kategorisi için Arşiv

Sanalda Aşk Başkadır
Yıllardır internet ile uğraşmama rağmen ilk kez evimde chat (sohbet) yapmak için kanala girdim Nickim (rumuz) Bebek19 Tabii bir anda erkeklerden yüzlerce mesajla karşılaştım

İnternetten çıkmaya karar veriyorum ama birden biri benim ona cevap vermemi sağlıyordu Konuşma ilerledikçe biz hala klavyeyle boğuşuyor ve birbirimizi tanımak için elimizden geleni yapıyorduk Aynı şehirdeydik Daha yeni tanıştığım bu kişi bana ev adresini okulunu ve hatta cep telefonunun numarasını bile vermekte bir an tereddüt etmemişti Ben de ona web sitemdeki fotoğraflarıma bakması için adresimi verdim Bunu izleyen günlerde mail ve chat dostluğumuz sürdü İkimiz de birbirimize farklı şeyler hissediyor ama bunun yanlış anlaşılmasından korktuğumuz için hep arkadaşlık temennilerini yeniliyorduk Sonunda ben de onun fotoğrafını gördüm
Artık ilerleyen güven ve dostluğumuz ardından ben yine bir chat gecesinde “Daha fazla beklemenin bir anlamı yok artık tanışalım”dememin üzerine buluşma günümüz kararlaştırıldı
Buluşma yeri sinemanın önüydü Oraya gittiğimde sinemaya girmek için bekleyen bir sürü insanla karşılaşınca bir an şok oldum ve üstelik aksi gibi hepsi bana bakıyordu Kendimi topladım ve telefonunu çaldırmayı akıl ettim O kadar kişinin arasında sonunda beklenen kişinin melodisi çalmaya başlamıştı O yöne baktığımda kitapçı vitrininin önünde duranın o olduğunu fark ettim Arkasını döndü ve hayatımın bundan sonraki kısmında büyük yer kaplayacak o tatlı gülümsemesiyle yanıma doğru yaklaştı
“Merhaba” dedi Bense “Sen o olmayabilirsin Bu yüzden bir soru soracağım En sevdiğim çizgi film kahramanı hangisi? dedim Birkaç yanlış cevaptan sonra sonunda doğru olanı buldu Sinemaya girdik Oysa birbirimizin yüzünü sadece 5 dakika görebilmiştik Gittiğimiz ilk film ortama pek uygun değildi Hatta berbat bir seçimdi Filmin adı “Şeytan” dı Onun bir suçu yoktu ki ben seçmiştim
Filmden sonra gerilen sinirlerimizi ancak buz gibi bir dondurma geçirebilirdi Dondurma yerken bol bol konuştuk İkinci buluşmamız için 10 gün daha beklemeliydik çünkü İstanbul’ a gitmişti O İstanbul’ dayken birbirimizi düşünecek çok zamanımız oldu Döndükten sonra çok şey değişmişti Bu kısa süreli ayrılıkta ikimizde birbirimizden hoşlandığımızı anlamıştık
Onu takip eden zamanlarda sevgimiz katlanarak devam etti Aşkın ne zaman nerde ve hangi şarlarda size gülümseyeceği hiç belli olmaz Biz o zor anı sanal alemde yakaladık Şimdi 6 aydır her gün tanrıya bizi birbirimize armağan ettiği için dua ediyoruz Ya o gece chate girmeseydik

Comments Yorum Yok »

Yoldaşım oldu Fuzuli.

Seni aradım

Leyla ile Mecnun’un tozlu sayfalarında.

Sen Sina Çölü’nde Mecnun’u arayan Leyla’nın gözlerinde saklıydın.

Kerem’in ateşiyle yanan Aslı’nın saçlarında,

Ferhat’ın aşkıyla kavrulan Şirin’in susuzluktan çatlayan dudaklarındaydın.

Hallac’ı Mansur’un Fırat’a saçılan külleriydin sen…

Mesneviler, methiyeler, kasideler yazılmıştı güzelliğine… Dede efendiler, Itriler adına inciler dizmişti . Arifler diline dolamıştı güzelliğini, âşıkların dertli sazındaydın, ney sesiyle dans eden semazenlerin ruhuydun sen…

Kaya parçaları arasında yetişen, aşk pazarında nazlı bir çiçek… Ne yağmurların ne de okyanusların söndürmeye gücü yeten, yanmış, kor olmuş, küllenmiş bir yürekte açan nadide bir gülsün. Sen bilinmeyen sır, yazılmayan şarkı, okunmayan şiir… Hayatken memat, kaderken kedere eşsin. Sen ki nazeninsin, nazlısın, nadidesin!

Gecenin koyu karanlığına güzellik katan nazlı bir mum ışığı gibisin sen. Bir ananın gönülleri ısıtan sıcak şefkati, bir bebeğin tatlı tebessümü, karşılıksız sevda çekenlerin, hüzün dolu, hicran kokan gözyaşlarındasın. Sen nedensizce, “için” ’sizce sevilen, bir ömür boyunca beklenensin. Seni görünce dağlar önünde eğilir, rüzgâr seni selamlar, nehirler sana koşar. Sen latif, sen müstesna, sen güzelsin!

Bir ayna misali Yusuf’un nurlu yüzünün suya yansıyan görüntüsü Züleyha’nın tenindeki amber kokususun sen… Rüyalarda görülen cennetten bir huri, hayalleri süsleyen bir meleksin. Seni görünce yürekler coşar, seni duyunca yürekler kuş olur uçar. Sen ki cansın, canansın, sevdasın… Özlenen, sevilen… Her şeyde her yerde sen varsın.

Dünyanın yedi harikası varmış gelsin de dünya harika görsün. Senin nur yüzünü gören gözler kör, senin adını konuşan diller lal olsun !!!

Comments Yorum Yok »

iyi değilim aşkım;
umutsuzca uyanıyorum sabahları
Güneş yüzüne vurdukça daha bir karanlık oluyor günlerim
Kahvaltı saatlerimi hep kaçırıyorumBilirsin sigara iştahımı kesiyor

Öyle pek özenmiyorum üstüme başımaNe geçerse elime giyiyorumsen yoksun ya ‘’güzel görünüyorsun’’ demesinler istiyorum

Yine en arka koltuğunda oturuyorum minibüsün yine camda oluyor gözlerim

sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum

İyi değilim aşkım;
Herkes sana benziyor sanki’’saçı az daha kısa olsa biraz daha içten gülse’’ daha çok benzeyecek olanları ayırıyorumyoksun ya yokluğun da yepyeni senler arıyorum

En zor geceler oluyor İzlediğimizi izlemiyorum senin uyuduğun saatlerde uyumuyorum Olur ya bir rüyada karşılaşma ihtimali…

hatirliyorum

İyi değilim aşkım;
Unutuyor gibi yapıyorum Biriken yaralarımı acıtmasınlar diye
hiç kanatmıyorumSeni de kan tutardı haniBak görüyorsun bunu bile hatırlamıyorum

iyi değilim aşkım;
Artık şiirlerimde yok süslü kelimelerle sana seslenecek Adının geçmediği cümlede O GİTTİ diyerek sevgiyi anlatmak çok zor oluyor çünkü Kağıda kaleme dokununca kömür değil gözyaşım dökülüyor ya ziyan oluyor sayfalarım…

Bir de Pazar günleri var tabiHiç buluşmadığımız bir yerde hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum Gelmen pekte anlam ifade etmiyor Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum

İyi değilim aşkım
Daha bencil oldu duygularım daha çok ben demeyi daha çok sabretmeyi öğrendimsayısız yalanlarla ‘’çok özledim’’ seni demeyecek kadar Yokluğunla aramda inanılmaz bir dostluk başladı Kimseyi almıyoruz aramızabak benden başka sen senden başkada düşüncem yok satırlarımda

iyi değilim aşkım
Hiç iyi değilim
Bu saatten sonra sana ‘’dön’’ mü yoksa ‘’hoşça kal’’ mı demeliyim??

Comments Yorum Yok »

Neydi ki içimdeki bu “ahh”?
Sonsuzluğuma düğümlü günah

Bendim soğuk bir adın ardından koşar adım sürünen Bendim ellerimde sakladığım düşleri parçalayıp kırık dökük mektuplara bürüyen

Issızlığıma çokluk sayacak kadarken hep en yalnızlığım oldun neden?

Bir düşü anlatmanın kaç hali vardı dilimde? Kelimelere yüklenen hangi hal halimden haberdar edebilirdi? Hangi kelime bir gözyaşını gösterebilirdi? Yüzüm bile saklarken hüznü bunu kelimeler başarabilir miydi?

Bir yaraya inatla tuz sürmekti her şey Ölüme giderken sigara basmaktı içimdeki isme İsminin üzerindeki darp izlerinden sorgulanmalıydım belki Suçluydum Oysa isminde bulunan her iz benim ölüm sebebim oluyordu Suçluydun…

Tüm korkmalarımı acemi bir cesarete çevirip yürüdüm Hep kırıldım hep düştüm…
Bildiklerimi kendimden saklamayı nereden öğrenmiştim ben? Kaç kez yutmuştum ömrümün çığlıklarını?

’’Sen ya bir yanılgının yangınıydın ya da yazgının
Ardı yoktu / ötesi çoktu…
Hiçbir harf yazmaktan öteye gidemiyordu ve hiçbir yazı yazmak istediğin kadarı olamıyordu Ben gibi beceriksizleşiyordu

Tüm acılarının parmak izlerini yüreğimde aramamalıydın Dillendiremediğin bilemediğin tüm sahnelerin oyuncusuydu satırlarım Ben ikileminin kaçışlarıydım Yanlış adreslerdi avuçlarımda doğru yol diye sakladığım

Bilmek istenilmeyen her şey susarak dinlenirmiş meğer Bilinmek istenilmediğimde susulacak mıydım? Her aynada kendimi görmekten uzağım artık Göz bebeklerimde yatan yaraları tüküremiyorum geçmişe Sessizce çekip giderken düşlerimin can çekişlerine içime gömdüğüm gözyaşlarımı sezemeyecek hiç kimse

Bir gece yarısı bıçaklanırken en sessizliğimden dilimden dökülen harfleri toplayınca hep sen ediyor neden?

Sen bilir misin düş diye sabahlamayı? Ve kırıklarını bir teselli ile değil başka bir kırıkla sarmayı?

Acı bir itiraftım en çok kendimi yaktım…

Şemsiyeler altında yağmura direnirken ruhum ardımdan geçip giden her şeye sessiz kaldım Unutulduğum köşedeydim her vakit Aransam bulunacaktım Sorulsa tarifi mümkün olan gidişlerim vardı benim En fazla iki sağa bir sola uzunca adımlardın Ve adımlarından düşen her ses canımı ağzıma alırdı açıldığında ağzımdan düşecek kadar Oysa hiçbir adımın kayıplığımın yanına düşmeyecekti Aranmayacaktım…

Ellerimde bilinmez uçurumlar vardı O nedenle hep avuç içlerine dönüktü parmaklarım Gelen durakta kendimden inmek ve bir şehre yüzüstü düşmekti dileğim Uyuyakaldım Ne kendimden inebildim ne de bir şehre yüzüstü serildim

Ne kadarlıktı ki adım ve kaç harf kalınlığı vardı ki birilerinin hatırlayışlarına ağırlık yaptım? Birilerini acıttım ağlattım

Ya ben ömrüme düşen acıları göz kapaklarımda saklı yaşlarımı kimden kuşandım? Yokluğunun alnına üflenirken satırlarım nasıl oldu da ben hep varsın sandım?

Bir yıl daha geçmişti geçen yılların üstüne Kimsizdin sessizliğinde? Hangi yaranın kabuk bağlanışına tanık oluyordun ve hangi acıdan dökülen yaşları benliğinde buluyordun?

“Ben tüm acımaları kendi saflarıma çekiyorum” sandığımda sana hangi üzülmek kalıyordu?

Hiçbir şeyi düzeltmek zorunda değildim; ama bozan bir eldim bozduklarımı düzeltmenin geç kalışlarında… Söylenmiş olan hiçbir söz geriye alınamazdı bilirdin Diyemezdim; saçmaydı yalandı… Diyemezdim… Desem yıllar sonra yine aynı sözcükleri dökerdim harflerimden Ki susmayı bilmeyen bir alfabeydi bendeki Söz veremezdim bildiklerimi yutacağıma Bir dahası yok üzülme diyemezdim…

Hep en kötü yanından tuttum geleceğin Söylenmiş olan her şey bir düşün ön adlarından oluşmaydı Söylenmiş olan her şey benim yükümdü peki sana neden ağır geldi?

Alışkanlıklarla başlayan kelimelerin arasında yer buldum kendime Simetrik bir duruş sergileyebilirdim çünkü yerimi en başından belirledim Yadırgamadım üzerime yürüyen sözcükleri bilmek istemesem de biliyordum bir gün hepsinin kapıma geleceğini Tutulmamış bir söz kadar acıdı içim Tutulmamış bir söze yapılan sayısız itiraz kadar ezildim Madem biliyordun neden acıyorsun ki yüreğim?

Şimdi hiçbir mutluluğu birbirine yamayıp koca bir gülüş kondurmuyorum dudağımın kıyısına Susmalarımı biriktirerek yazıyorum Hadi at tüm yüklerini ben caymıyorum

Adıyla var olan darağacım!
Mutlu olabilirsin imkânsızlığına inandım…

( SızLaSada Yüreqim KanaSada Can Tenim SadeCe Senin adınLa ıSınSada dudaqıM diLim ; Sanmaki Bıkarım Sanmaki uSanırDa Senden EywaLLah qeÇerim Sanmaki Seni vazGeÇişLere teSLim ederiM !!! )

Comments Yorum Yok »

Selamlar indirdiğim Karadeniz’den Karaman üstüne
Sevdalar düşürmediğimyüreğim yaramın üstüne
Anne bir şeyler söylesene
O beni hiç sevmedi

Düşümde yer koymamıştı o sana
İnsan bu kadar mı yanar
Bu kadar mı yakın olur
Ve insan bu kadar mı uzak kalır insana
Anne anlasana
O beni hiç sevmedi

Gözlerinde deniz bulduğum
Gözlerine vurulduğum
Gözlerinde durulduğum
Yabana bakar da kırıldığım
Sevdalandığım
Darıldığım
Nefes gibi sarıldığım
Anne o beni hiç sevmedi

Dudaklarının bir kenarı İstanbul kokardı
Erciyes dağı gibiydikar vardı saçlarında
Manavgat gibi bakardı
Soğuktu hasretiŞubat ayazında yakardı
Nefesimle çekerdim içime
Damarımda o akardı
Falımda o
Düşümde o
Fikrimde o
Nereye gitsem karşıma o çıkardı
O beni hiç sevmedi anne

Senin kadar sevdim anne
Yüreğin kadar sevdim
Hüsnü Yusuf çiçeklerini sevdiğin kadar hem de
Sevebildiğim kadar sevdim
Sevdasız küçük bir nokta
Severken koca bir devdim
O beni hiç sevmedi anne

Yüreğimi sıkıştırdım
Kenarı yakılmış mektuplarla zarflara
Posta çuvallarındaydım
Adını yazdıkça kumlara
Adını silen Akdeniz’le boğuşmaktaydım

Her mevsim umutlar ektim saksılarıma
Kimisi papatya oldu kimisi menekşe
Umutlarla merhaba dedim sabahlarıma
Gülüşüme çiçeklerim oldu gerekçe
Adam gibi sevdim anne
Hem de erkekçe
O beni hiç sevmedi

O beni hiç sevmedi Anne
Adını andığımda dudaklarımın çatladığı yar
O hiç gidemediğim
Ulaşamadığım diyar
Benim bu diyar için kan dökesim var
O beni o beni hiç sevmedi anne

Comments Yorum Yok »

mirc islami sohbet